Anasayfa   l   Şiirler   l   Çeviriler   l   Yazılar   l   Mahfil   l   Linkler   l   Biyografi  l   Temas                                                                                                                   Müzik  l  Sinema  l  Politika


söyleşi:
osman çutsay-
m. bülent kılıç

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



 


söyleşinin pdf metni için bu linke tıklayın.

"FİZAN EKSPRESİ" (RADYO PROGRAMI) ÜZERİNE BİRKAÇ NOT

sevgili dostum, yol arkadaşım osman çutsay, bir süre önce, benimle, açık radyo'da gerçekleştirmekte olduğum "fizan ekspresi" programıyla ilgili olarak bir söyleşi yapmıştı. o söyleşi 5 aralık cumartesi günü, yani dün, cumhuriyet'in hafta sonu ekinde yayınlandı. yer sorunu nedeniyle bir miktar kısaltılmış olarak elbette. benim "fizancılık" konusundaki söylediğimi düşündüğüm özel şeyler dışında metin, genel olarak benim tavrımı yansıtıyor. o bölümü de görebilseydim daha da mutlu olacaktım. yine de seviniyorum. bu sayede belki hem bu site daha fazla okunacak hem de programım daha fazla dinlenecek. burada, aslolan bir nicelik değil, nitelik elbette. gerçek muhataba, ona ihtiyaç duyan ama belki haberi bile olmayan insana ulaşmak, onu "böyle bir şey var" diyerek haberdar etmek. bilenler biliyor, bilmeyenlerse bu siteyi biraz kurcaladıklarında bile pek kolay görebileceklerdir ki hiçbir eylemim "ikbal" kaygısının güdümünde değildir.

son olarak şunu eklemeliyim: "fizan", "fizancılık" benim açımdan çok özel bir metafor, bir tavır alış, bir kavram... biliyorsunuz fizan, korkunç bir sürgün yeriydi ve oraya, "padişahım çok yaşa" diyerek af dilemeyi, dolayısıyla mesela malta'ya sürgün edilmeyi bile kabul etmeyen asiler gönderiliyordu yalnızca. bu nedenle, aydın dediğimiz kategorinin de bir takım kerteleri var, diyebiliriz. bunlardan biri "maltacılık" tır, örneğin. kötüler arasında en kötüsünü ama yine de en onurlusunu seçemeyecek kadar "düzen"e yakın olmak... haydi buna oportünist aydın radikalizmi diyelim. rüzgarın estiği yöne göre biçim alıp, muhalif gözükmek, radikal gözükmek,  rüzgar değişince "ölçülü" bir bedel ödemek ve sonunda ya da bir yerlerde "padişahım çok yaşa" demek. bu, her şeye rağmen bir şeydir, diyelim. daha kötüsü var: sürgün kategorisini bütünüyle atlayıp, düzene yamanmak. örnek mi? alın size ertuğrul özkök. bu adam,  1970'lerde marksist bir edayla, öyle bir kaynakça kullanarak yazılar, kitaplar yazan biriydi. ilk dönenlerdendir. 

dolayısıyla "fizancı" aydın cefanın, çilenin, zulmün pençesinde yaşayıp hem hayatta kalma stratejileri geliştiren hem de bütün bu güçlüklere karşın aydın olmanın gereğini yapmaya çalışan kişidir. örnek mi? nazım hikmet'i düşünün: "yaşamaya dair" şiiri, bir hayatta kalma, hayatı sevme stratejisi önermez mi? aziz nesin "fizancı" bir aydın değil midir? doktor hikmet değil midir? bence, öyledir.