m. bülent kılıç
|
KORSAN KİTAP
"TEHLİKELİ" MİDİR?
Kitap, önceleri rulo formundaydı. Kitap malzemesi olarak da
çoğunlukla deri kullanılmaktaydı. Bu, okuyucunun aynı anda birden
çok kitabı inceleyebilmesini ve not alabilmesini olanaksızlaştıran
bir formdu, kuşkusuz. Roger Chartier’in Yeniden Geçmiş adlı
kitabında haylice yerinde ifade ettiği gibi, rulodan forma düzenine
geçiş gerçekten de insanlık açısından büyük bir adım olma niteliği
taşıyordu. Kağıdın bulunduğu ve kullanıldığı tarihe kadar yazı, taş
ya da benzeri yüzeylere, deriye, develerin oyluk kemiklerine ve
başkaca yığınla malzemeye kaydedildi.
Matbaanın bulunuşuysa yazının serüveni içinde görkemli bir devrim
anlamına geliyordu. Bu teknoloji sayesindedir ki bilgi küçük bir
azınlığın tekelinden kurtulmak yönünde radikal bir adım atmıştır.
Bilgiye ulaşabilmek konusundaki biricik sıkıntının matbaa
teknolojisiyle aşılmış olduğunu söylemek mümkün değil elbet.
Okuma yazma oranından kitap fiyatlarına kadar pek çok öğenin bilgiye
ulaşmak konusunda her zaman önemli sıkıntılar oluşturmuş olduğu
biliniyor, ama bütün bunların ötesinde bir sorun daha vardı ki o da
dildi. Gerçekten de kitaplar seçkin bir azınlığın mülkiyetindeydi
çünkü geniş halk yığınlarının aşinası olmadığı diller de, para da,
gerekli başkaca olanaklar da onların elindeydi. Öte yandan, matbaa
teknolojisi sayesinde kitabın baskı hızı artmış, maliyeti de
azalmıştı. Bu da pazarın genişletilmesini dayatıyordu. O halde kitap
artık halk yığınlarının anlayabileceği dillerde de basılmalı ve
çoğaltılmalıydı.
Bu pratiğinse en az iki önemli sonucu vardı. Birincisi, kitap deyim
yerindeyse kitle pazarında satışa sunulan ilk gerçek meta olma
ünvanını kazanıyor; ikincisiyse, halk dillerine dönüşü dayatması
babında, gelecekte kurulacak olan ulus devletlere giden yolda
milliyetçiliğe ciddi biçimde kan veren bir öğe oluyordu.
Kitap, her zaman tehlikeli ve işlevseldi, ama en büyük atılımını
Hobsbawm’ın çifte devrim olarak adlandırdığı Endüstri ve Fransız
Devrimleri sırasında yaptığını söyleyebiliriz. Bu evreden sonradır
ki kitap, tarihi boyunca sahip olmadığı türden yığınla özelliği
barındıran iyiden iyiye güçlü bir medium haline gelebilmiştir. Çünkü
artık kentlerde ve bir arada yaşayan gerçek kitlelerden söz etmek
olanağı doğmuştur .
Kent ve fabrika yaşantısının yabancısı, sılasından ve bağlı
bulunduğu pek çok değerden kopmuş bir halde acımasızca çalıştırılan
ve sömürülen emekçi yığınlarının olası muhalefetlerinin nötralize
edilmesi, henüz kurulmuş olan ulus devletin ideolojik düzeyde
meşrulaştırılması, kitlelerin tam da buna bağlı olarak manipüle
edilmesi ve bir eğlence simülasyonunun oluşturulabilmesi için son
derece zekice denebilecek bir biçimde egemenler tarafından
kullanılmıştır.
Bu noktada kitaba ilişkin tanımımızı, bağlam gereği, gazeteyi de
içine alacak biçimde genişletmemiz anlamlı ve işlevsel olacaktır.
Çünkü zaten dönemin özellikle popüler kitapları buralarda, yani
gazetelerde tefrika edilmekte, ardından da ciltlere
dönüştürülmekteydi.
Egemenlerin her zaman ve bilinçli olarak kullanacakları, gücünün
farkında oldukları bir araç, bir gerçek metadır artık kitap. Bütün
iktidarlar onun serüvenine yön vermeye çalışacak, bu serüvene göre
pozisyon alacaktır.
Kitabın, günümüze kadarki hareket hattının büyük ölçüde bu çerçeve
içinde söz konusu olduğu biliniyor. Fakat tersine bir akışın, bir
hareketin de her zaman gündemde olduğu sağduyu sahibi aklın teslim
etmesi gereken bir şey olarak ortada duruyor. Sanatsal ve düşünsel
anlamda yaşanmış büyük çoraklaşma süreçlerinin de kanıtladığı üzere
‘reel sosyalizm’ deneyimleri süresince söz konusu edilmiş pratikleri
bütünüyle bu başlık altında toplamak ne yazık ki mümkün değil. Belki
de SSCB‘de devrimi izleyen ilk on yıldan sonraki dönem için
genellemeye uygun bir çoraklaşma sürecidir bu.
Öte yandan, kitabın muhalif pratiklerin güçlü ve gerçek mediumu
olması hali daha çok kapitalıst ülkelerdeki komünist mücadeleler ya
da muhalif başkaca pratikler için geçerlidir. Söz gelimi Fransız
direnişçilerinin bütün direniş yılları boyunca kitabı nasıl
kullandıkları biliniyor.
Korsan kitaplara ilişkin olarak bize dayatılan o belli tanımın özgül
koşullarda çok başka anlamları da olabiliyormuş demek. Yine de
korsan kitabın günlük yaşamımızda şu an egemen olan tanımıyla
sınırlı kalalım ve buradan düşünmeye devam edelim.
Korsan kitaptan neyin kastedildiğini anlamaya çalışalım önce.
Devletin belli kurumlarınca izin verilmiş olan, vergi veren,
yazarlardan kitapların telif haklarını satın alan, dağıtımcılar ve
kitapevleriyle işbirliği halinde çalışan yayınevlerinin izni
olmaksızın, o yayınevlerine ait kitapların yasal olmayan yollarla
basılıp satılıyor olanına deniyor korsan kitap. Deniyor ki bu yol,
yani korsan kitap işi, yayınevlerinin ve yazarların haklarına bir
saldırı, onların kazançlarına yönelmiş bir hırsızlık eylemidir.
Burada, korsan kitaba karşı önce insaflı, sonra da gaddar olmak
gerekiyor. Sorun şudur: Yayıncılık alanında etkinlik gösteren kurum
ve kuruluşların çok uzun bir zamandır okuyucuyu gözetmek yönünde
biçimsel ve sahtekarca da olsa bir kaygı gözetmedikleri aşikardır.
Kitap, bu piyasanın elinde, uzun zamandır, küçük burjuva okura
peşkeş çekilen sıradan bir metadan başka bir şey değildir, ne yazık
ki. Asgari ücret miktarıyla kitap fiyatları arasındaki dengesizliğe
ilişkin yorumlarda söz konusu kurum ve kuruluşların topu devletin
söz gelimi kağıda ilişkin politikalarına atıyor olmaları
kolaycılığın, sahtekarlığın ve samimiyetsizliğin dik alasıdır. Son
15 yıldır yayınevlerince, yazar örgütlerince bu konuda hiçbir
örgütlü karşı çıkışın, hiçbir alternatif arayışının gündeme gelmemiş
olması bu samimiyetsizliğin bir kanıtıdır. İşte bütün bu nedenlerle
de korsan kitap meşrudur. Ve aslında özellikle de komünistlerin
karşı çıkmalarına gerekçe olabilecek bir özelliğe sahip
değildir.Yığınla aracı sömürgenin havayı aldığı bir sürecin sonunda
ortaya çıkan ucuz şeydir korsan kitap, bu yanıyla.
Evet, yeterince radikal bir savunu gibi duruyor bu ama öyle değil.
Korsan kitap gerçekten de göründüğünden daha tehlikeli bir şey,
mevcut koşullarda. Piyasanın bir ajanı gibi çalışıyor ve piyasaya
asıl rengini de bir yanıyla o veriyor. Bir yayınevinin başarısının
ölçütü, giderek, o yayınevine ait kaç kitabın korsanının
basıldığıyla ölçülebilir hale geliyor. Bir kitabın korsanının
basılması o kitabın iyi bir kitap ( bu, piyasada çok satanla eş
anlamlı) olduğu manipülasyonuna gerekçe oluyor ve piyasa da
sürekliliğini bu yolla sağlamış oluyor. Ya da bu yolla da sağlamış
oluyor.
Korsan kitaba karşı çıkmak gerekiyor çünkü korsan kitap best
sellercı kültürü yeniden üretiyor. Yalnızca çok satanın korsanı
oluyor, yoksa sahiden de yoksul emekçi yığınlarına bilgiyi daha ucuz
yollarla ulaştırmak gibi bir misyona sahip olanın değil, sözgelimi.
Bu ellerde bu misyona hiçbir zaman sahip olamayacak.
soL, 28 Temmuz 2000, 96. sayı
|