Anasayfa   l   Şiirler   l   Çeviriler   l   Yazılar   l   Mahfil   l   Linkler   l   Biyografi  l   Temas                                                                                                                   Müzik  l  Sinema  l  Politika



m. bülent kılıç

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



 


Kirli sızıntılardan kurtulmak

İslamcı şair Erdem Bayazıt 5 Temmuz 2008’de öldü. Türkiye solu onu, bir şairden çok, bir dönem ANAP milletvekiliği yapmış eski bir siyasetçi olarak tanıyor. Oysa Erdem Bayazıt, özellikle, 1972’de yayınladığı Sebeb Ey kitabıyla dikkatleri çeken bir şair olmuştu. Çok güçlü bir şair olmamakla birlikte, Sebeb Ey’deki şiirleriyle toplumcu- halkçı bir duyarlığı da barındıran kimi nitelikli şiirler yazmıştı. Bu şiirlerde de İslamcı kimliğine ilişkin bariz işaretler bulunuyordu elbette. Ancak Bayazıt bu bağlanmışlığını kaba bir biçimde yansıtmıyor, şiirin kendi dilinden, yordamından vaz geçmiyordu.

Oysa bu durum 1987 yılında yayınladığı Risaleler kitabında büsbütün değişmişti. Geçmişin İslamcı, ama halkçı şairi, şiiri iyiden iyiye gözden çıkarmış, niteliksiz, derinliksiz manzumeler yazan birine dönüşmüştü. Artık şiir yerine sadece kaba ideolojik propaganda ve aleni anti-komünizm vardı nağmelerinde. İşte bir örnek:

”(…)-İslam diyorlardı
Allah!
Resulullah
Cihad
Şehadet!
(…)
-Olmasa da sürecek savaşımız
Defolup gidene kadar
Ruslar
Ve onların elleri kanlı
Kızıl kuklaları!”

(…)

Hilafet-i İslami
diyorlardı
Erişirdi onun eli
Yeryüzünün neresinde
Bir müslüman
Dara düşse.
(…)
"Nasrun minallahi ve fethun karib!."
( Yardım Allahtan ve fetih yakındır.) ”



Ancak, 1986 sonrasının hızla toparlanan solu karşısında Türkiye’deki İslamcı kültür evreninin hiçbir hükmü yoktu. Bayazıt ve benzer yazar-şairlerin kitapları da, büyük ölçüde, örneğin Hacı Bayram Camii’nin çevresindeki misvak, gülyağı, seccade satan dükkanlarda bulunuyordu. Yani henüz Türkiye’nin kültür evrenine müdahil olabilme, onu gerçek anlamda etkileyebilme gücünden yoksundular.

Oysa sosyalizmlerin çözülme sürecinin başlangıcını ifade eden 1989 evrensel karşı devrimiyle birlikte durum değişti ve sol, Türkiye kültür evrenindeki gücünü ve etkinliğini büsbütün yitireceği bir evreye girdi. İşte bu dönem, yani sembolik olarak 1989, ama özellikle de 1990-91 dönemi İslamcı yayınların ve yayınevlerinin de mantar gibi çoğaldığı bir evre oldu.

Erdem Bayazıt gibi, özellikle ikinci şiir kitabıyla çoktan bir şairden çok bir marş ya da manzume yazarına dönüşmüş olan kimseler de yeniden keşfedilmeye başlandılar. “Sol”un içine sızmış kirli unsurlar da bu sürecin payandalığını üstlendiler. Örneğin, daha önce de bir yazımda belirtiğim üzere, Sombahar gibi dergiler, bir yandan yukardaki dizelerin sahibi Erdem Bayazıt’ı öven yazılar yayımlayıp, bir yandan da akılları sıra Sivas Katliamı’nı protesto ettiler.

İşte bu nedenledir ki, aradan geçen 17-18 yıldan sonra, Erdem Bayazıt gibi şairliği uzunca yıllardır kuşkulu olan bir şeriatçı, cenaze törenine Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı’nın ve Başbakan’ının bile katıldığı birine dönüşebilmiştir. Ve işte bu nedeledir ki, bu şeriatçı eski şair için Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi kanalı olan TRT2’de , eleştirmen edasındaki birilerinin çıkıp uzun uzun lakırdılar ederek süsledikleri programlar düzenlenebilmekte, yayımlanabilmektedir. İşte bu nedenledir ki, Selim İleri gibiler, çıkıp TRT ekranlarında, kendi geçmiş sosyalist algılarını/kimliklerini yerden yere vururken Bayazıtgilleri yerlere göklere sığdıramamaktadır.

Enver Gökçe gibi, Ahmed Arif gibi şairlerin kan kusa kusa öldükleri bir ülkede, bütün bu olup bitenler bir şeylerin artık büsbütün zıvanadan çıktığının da göstergesi değil midir? Öyledir. Ancak, bütün bu olup bitenlerin müsebbibi de yalnızca ne 12 Eylül, ne 1989 evrensel karşı devrimidir. Bütün bu olup bitenlerin en bayağı ve belki de en tehlikeli işbirlikçileri, “sol”un içine sızmış bu kirli unsurlardır. Çünkü bugün sağın en alelade kalemleri televizyonlarda, gazetelerde edebiyat üzerine, sanat üzerine, kültür üzerine ahkam kesebiliyorsa, bunu biraz da “sol”un içine sızmış bu kesimlerle teşrik-i mesailerine borçludurlar.

Öyle gözüküyor ki, kültürün bütün cephelerini tek tek ele geçirmekte olan gericiler, bundan böyle de, yıldızını parlatmaya yeltenecekleri pek çok yeminli sosyalizm düşmanı icat etmeye devam edecek, bunları pazarlama sürecinde de eski solcu bulaşıkları taşeron olarak kullanacaklardır.

Cenazesine Cumhurbaşkanının da, Başbakanın da katıldığı Erdem Bayazıt’ın şairliğinden bihaber olup da meraka düşenler de aldırmasın. Kaçırdıkları bir şey yoktur. Bayazıt’ın şiirlerini okumamanın büyük bir kayıp olduğunu iddia edenlerin tümü şiirden anlamayan anti-komünistlerdir, o kadar. Zaten mesele bir şair olarak Erdem Bayazıt’ın kadrinin bilinmesi falan değildir. Sözkonusu olan, yalnızca, onun şiirlerini okumuş olduğu bile kuşkulu kimselerin gerici bir siyasal ortaoyunudur.
 

Bu yazı, daha önce www.sendika.org  yayımlandı.