Anasayfa   l   Şiirler   l   Çeviriler   l   Yazılar   l   Mahfil   l   Linkler   l   Biyografi  l   Temas                                                                                                                   Müzik  l  Sinema  l  Politika


m. bülent kılıç

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



 

İran: Şiirin ülkesi...

İranlı ünlü şair ve yazar Reza Beraheni bir süre önce Ankara’da yaptığı bir konuşmada “Günümüz dünyasının en parlak şiiri İran’da yazılmaktadır” demişti. İran şiiriyle öyle ya da böyle ilgili olan hiç kimsenin kolayca itiraz edemeyeceği bir yargı bu.

Şiirin ve şairin son derece önemli olduğu bir ülke İran. Herkesin ezbere şiir okuyabildiği, günlük konuşmaların sürekli olarak şairlerin dizeleriyle bezendiği bir ülke. Parklarda, meydanlarda şairlerin büstlerini görmek, tabelalarda adlarını okumak mümkün. Şairler için düzenlenmiş yığınla anıt mezar var ve bunlar İran’ın en çok ziyaretçi alan, turist çeken mekanları arasında.

Şiraz’da bulunan Hafız’ın mezarı insanların, başında dualar ettiği, dilekler tuttuğu bir türbeye dönüşmüş adeta. Yine Hafız’ın kitapları ülkenin en çok satan kitapları arasında.
Ama popüler olanlar sadece kadim şairler değil. 20. Yüzyılın büyükleri de azımsanmayacak ölçüde ilgi görüyor. İran’ın her yerinde Şamlu’nun, Sohrab’ın, Furuğ’un posterlerine rastlamak mümkün. Şamlu’nun şiir CD’leri popüler müzik albümleri kadar ilgi görüyor neredeyse.

Öte yandan, şiirin “payitahtı” sayılabilecek olan İran’da çağdaş şiirin, halen yazılmakta olan şiirin durumu pek çok nedenle hiç de iç açıcı değil. Bu nedenlerin başında, her ülkede olduğu gibi, geçmiş şiirin bugünkü şiir üzerindeki şiddetli basıncı geliyor. Geçmişin şiirine bunca tutkuyla bağlı olan geniş kesimler, yeni şiire karşı ilgisiz kalıyor. Şiirin global düzlemde geri çekilişi ve gözden düşüşü İran’da da kendini gösteriyor. Şiire ilişkin ilgisizlik, kitapların, en azından Türkiye ile karşılaştırıldığında bir hayli ucuz olmasına rağmen, giderek daha az basılmasına neden oluyor.

Bütün bunlar, yayınevlerinin şiire karşı ilgisizleşmesini beraberinde getiriyor ki genç şairlerin şikayetleri de bu noktada odaklanıyor. Buna “özgürce” yayın yapamayan dergileri ve kitapların takılıp deformasyonlara uğradığı sansür kurullarını da ekleyince durum daha da vahim bir hal alıyor.

Bu kısıtlamalara rağmen, aydın ve özgürlükçü şairler arasındaki genel kanı, günümüz İran şiirinin kendisine yeni içerikler ve yeni biçimler bulmak arayışında olduğu biçiminde. İran’ın aydın şairleri geçmiş şiirin basıncından kurtulup şiiri yepyeni bir boyuta taşımak istiyorlar. Konuştuğum bazı şairler, bugüne kadar yazılmış şiirlerin, (Türkiye’de artık çok iyi bilinen Şamlu, Sohrab ve Furuğ gibi şairlerin de arasında olduğu şairlerin şiirlerinin) genel olarak “irfan”dan yani “mistisizmden” kopamadıkları biçiminde. Bu vurgudaki , İslam rejiminin uygulamalarını ve kültürel iklimini hedef alan yanı görmek gerekiyor. Öte yandan, gerçekte onu da aşan bir öze sahip. Çünkü gerçek laisizmin sadece İslami olanla araya mesafe koymaktan değil, genel olarak mistisizmin kendisiyle araya mesafe koymaktan geçtiğini ifade ediyor.

Çağdaş İran şiirinin halen yaşamakta olan etkin adlarından biri ise şöyle söylüyor: “Furuğ, Şamlu, Akhavan ve Sepehri gibi genel olarak çok okunan temsilcileri olan ve halkın çok benimsediği Nimacı şiirin altın çağından sonra, şimdi bir hayal kırıklığı çağındayız. Gençler daha bireyci fikirlere uygun yeni bir dil, yeni düşünceler ve yeni biçimler arıyor. Toplumdan ve beklentilerden çok uzak yeni bir şiir yaşamaya (deneyimlemeye) başladılar. hepsi, çok küçük yeniliklerle birlikte, birbirini kopyalıyor. Şiir teorisi pratiğin çok önünde. Bana göre gerçek şu ki, bunların büyük bir bölümü Batı düşüncesinden olduğu gibi aktarılan teorilerdir. Oysa “sahici” olana asıl ihtiyaç da bu uğrakta doğmakta.”

İranlı şairin önündeki en büyük engel, kuşkusuz ki bunlar değil. Konuştuğumuz her yazar ve sanatçı, bir takım aydın ve sanatçıların nasıl kaybedildiğine, nasıl ölü bulunduğuna dair hikayeler anlatıyor. Korku, billurlaşmış durumda. Bu yüzen de tanışma anı, sonradan hemencecik değişiverse de, onların ihtiyatlı ve tedirgin hallerinden ötürü daima biraz tatsız oluyor. Bu tedirginlik, beraberinde yeterince otosansürü de devreye sokamamışsa, geriye kalanın icabına sansür kurullarında bakılıyor. Sansür kurulu da, anladığım kadarıyla, ya bazı bölümleri bütünüyle çıkarıp atıyor ya da bazı sözcük ve tümceleri kendisine uygun olanlarıyla değiştiriyor.

Hepsine rağmen, İran şiirinin günümüz dünyasının en hareketli en üretken şiiri olduğu söylenebilir. Bunun yansımalarınıysa “matbu” olandan çok “sanal” ortamlarda görmek mümkün. İnternet siteleri, İran şirinin diyaspora şiiriyle iletişim kurmayı başardığı birer birer pencere işlevi görüyor. Ülke içi şiir ve elbette şairler bu yolla soluklanma olanağı buluyor.

Cumhuriyet Pazar, Sayı 1004, 19 Haziran 2005