m. bülent kılıç
|
FURUĞ ÇEVİRİLERİNE DAİR
Furuğ'u (Foruğ-e Farruhzad), bu büyük İranlı şairi, önce dergilerde,
Onat Kutlar ile Celal Hosrovşahi'nin birlikte yaptıkları çeviriler
aracılığıyla tanıdık. Sonra bunlar Ada Yayınlarınca
kitaplaştırıldılar. Kitabın kısa zamanda tükenen birinci baskısını
bir yenisi izleyemedi, çünkü Ada Yayınları kapandı. Yıllar geçti,
Furuğ'un yeni şiirlerine ulaşamadık, ama O' nun şiiri üzerine kaleme
alınmış bir kaç yazı okuyabilme olanağına sahip olduk. 1996 'da YKY,
Furuğ' un ikinci bir kitabını yayınladı, Türkçe'de. Bunu ise bu yıl
Şule Yayınevince yayınlanan üçüncü ve Öteki Yayınevince yayınlanan
dördüncü bir kitap izledi. Son üç çeviriyi yeterince başarılı
bulamadık. Ya da , Onat Kutlar ve Celal Hosrovşahi'nin birlikte
yaptıkları çevirilerdeki tadı yakalayamadık.
"... yeterince başarılı bulamadık", "...tadı yakalayamadık" bu
biçimdeki bir ifade , sorunu tek tek bazı kimselerin kişisel
becerilerine, yeteneklerine indirgemek anlamına geleceği için,
kuşkusuz ki, tehlikelidir. Sorunu bir beceriksizliğin sonucuymuş
gibi kavrasaydık gerçekten de böyle bir yazı yazmak için
uğraşmazdık.
Sorun, tam da kültür endüstrisinin işleyiş mekanizmalarıyla
ilgilidir . Bunun, söz konusu süreçlerde belli bir işlevi yerine
getirmiş olan kimselerin sorumluk oranını herhangi bir biçimde
azaltmak anlamına gelmediği de açıktır.
Aynı şairin en son çevirisinin, karşılaştırabilme, düzeltebilme
olanaklarından ötürü, öncekilere oranla daha iyi olması gerekmez mi?
Fakat, tuhaf şey, en iyisinin en önceki olduğunu görüyoruz. Peki
nasıl oluyor da böyle oluyor, olabiliyor ?
MEB'in 40'lardaki büyük çeviri harekatı başarılıydı, çünkü
çevirmenin şair olmadığı zamanlarda bile ona bir şair eşlik
ediyordu. Yayıncılığın bir sektör , gerçek ve büyük bir sektör
olmaya başlamasıyla birlikte bu durum doğal ki ortadan kalktı ve
bunun yerini , para sahibi herkesin yayıncılığa, dil bilen herkesin
de çevirmenliğe soyunduğu bir ortam aldı. Okur, her gün yüzlerce
kitabın ve derginin yayınlandığı bu ortamda ( söz gelimi 40'lara,
60'lara oranla ) karşılaştırabilme, eleştirebilme kıvraklığını büyük
ölçüde yitirdi ve iyiden iyiye kötü muamele gören bir müşteri
konumuna itildi.
Furuğ çevirilerine dönelim: Kitaplaşmış dört çeviriden ikisini bir
kenara bırakıyor ve şimdilik yalnızca ikisiyle ilgileniyorum.
Bunlardan ilki, Onat Kutlar ile Celal Hosrovşahi'nin ortak
çevirilerinin YKY tarafından yapılan son baskısı, öteki ise Şule
Yayınlarının Merdiven dizisinden çıkan toplu şiirler baskısıdır.
Hemen belirtmek gerekiyor, YKY , Furuğ'un şiirlerini bağımsız olarak
değil, Onat Kutlar'ın kendisine ait şiirlerle yaptığı çevirilerin
bir araya getirildiği Unutulmuş Kent ve Çeviri Şiirler başlıklı
kitabının içinde bir bölüm olarak yayımladı. Daha önce bağımsız bir
kitap olarak yayınlanmış bu şiirlerin Onat Kutlar'a ait bir kitabın
içinde (üstelik kitabın kapağında da herhangi bir biçimde
belirtilmemiştir) yayımlamış olmasını öncelikle bir saygısızlık
olarak görüyoruz. Söz gelimi Necatigil'in şiir kitaplarından birinin
sonuna Sadık Hidayet' ten ya da Hamsun'dan yaptığı çevirileri
eklemek aynı ölçüde bir densizlik olmaz mıydı? Üstelik, Onat
Kutlar'la özel olarak ilgilenmeyen birileri niçin Furuğ' un
şiirlerini bağımsız olarak okuyamasın! YKY'li arkadaşlar "elinize
sağlık, iyi iş yapmışsınız" dememizi umuyor olabilirler, ama
demeyeceğiz, diyemeyeceğiz . Çünkü söz konusu yayıncılar Onat
Kutlar'ın pek çok kez yazılarının, söyleşilerinin ve çevirilerinin
yayımlandığı Yeni Düşün dergisini bile doğru dürüst tarayamamış ve
söz gelimi, Kutlar'ın Hosrovşahi'yle birlikte yaptığı Sohrab'a ait
olan "Adres" şiirinin çevirisini de atlamışlardır. Bu,
bağışlanabilir bir hata olabilirdi, ama eğer Türkiye'de yayıncılık
sektörünün bu türden lakaytlıkları alışkanlık haline getirdiğini
düşünmeseydik...
Sohrab'ın Kutlar -Hosrovşahi ikilisine ait çevirisini aktarmadan
önce bir lakaytlık örneği daha verelim. Saygıdeğer şair Ergin
Günçe'nin toplu şiirleri Can Yayınlarınca yayınlanmıştı. Tan
Edebiyat Yıllığında (1982) yayımlanmış olan "Günlerden Eylül,
Aylardan Ergin Günçe" başlıklı şiiri kitaba alınmadığı gibi,
Villon'a ait olan bir şiir de (bu konuda Ali Çeviker Varoş
dergisinde yazmıştı) Günçe'nin son şiiri gibi gösterilmekteydi.
ADRES
"Dostun evi nerdedir?" diye sordu
Tanyeri ağarırken atlı
Durakladı gökyüzü bir an
Yoldan geçen adam
Kumların karanlığına uzattı ağzındaki ışık çubuğunu
Ve göstererek parmağıyla bir kavak ağacını
"O ağaca varmadan" dedi
"Tanrının düşlerinden de yeşil bir sokak göreceksin
Orada aşk bağlılık kadar mavidir
Gir o sokağa, sonuna kadar git, buluğ çağının ötesine kadar
Sonra sap yalnızlık gülüne
İki adım kala
Dur yeryüzü mitoslarının ölümsüz kaynağı yanında
Orada saydam bir korku saracak tüm gövdeni
Ve bir hışırtı duyacaksın havada, akıp giden yakınlığın içinde
Bir çocuk göreceksin birden
Tırmanmış bir ulu çınarın tepesine, bir yuvadan ışık yavruları alan
Ona soracaksın işte
Nerede dostun evi ?"
Çevirenler: Onat Kutlar- Celal Hosrovşahi
***
Öteki, Şule Yayınevinince (Merdiven
dizisi) yayınlanan ve Furuğ' un bütün şiirlerinden oluşan bir kitap.
Furuğ'un şiirlerinin tamamına ulaşabilecek olmanın heyecanına asla
ve asla yakışmayacak kadar kuru, tangur tungur bir çeviri. Üstelik,
yine bir şiir eksik. İslami bir yayınevinin Furuğ'u yayınlamasını
şaşkınlıkla ve dehşetle karşıladığımızdan olsa gerek "Günah" adlı bu
şiirin kitapta olmamasının altında da başka gerekçeler aradık.
Fakat, Furuğ'un bütün şiirlerinin Farsça bakısında da bulamayınca,
"Günah" şiirinin yerli İslamcıların değil, Mollaların gazabına
uğradığını kavradık.
"Büyük bir zevkle günah işledim.
Ateş gibi sıcak bir kucakta,
kollar arasında günah işledim.
Alev alev yanan hınçlı öfkeli kollar.
O kapkaranlık, sakin, gizli odada,
sırlarla dolu gözlerine baktım sevgilimin.
Yalvarışlarının sonsuz zevkine yanıt verircesine,
kalbim heyecanla titredi göğüslerimin içinde.
O kapkaranlık, sakın, gizli odada,
yanı başına oturdum sevgilimin hüzünle.
Dudakları dudaklarıma arzu akıttı.
Hüznünden kalbimin kurtuluverdim bir anda.
Kulaklarına bir aşk öyküsü fısıldadım:
Seni istiyorum sevgilim seni.
Seni istiyorum bengisu kucak.
Seni istiyorum benim çılgın sevgilim seni.
Gözlerinden arzu fışkırdı sevgilimin.
Kadehte kırmızı şarap dans etmeye başladı.
Yumuşacık yatağın ortasında vücudum
sarhoşça titredi göğsüne doğru.
Büyük bir zevkle günah işledim
titreyen, kendinden geçmiş vücudumla.
Tanrım ne yaptığımı nasıl bilebilirdim
o kapkaranlık, sakin, gizli odada. "
GÜNAH, Çeviren: Kemal Sılay
Şimdilik, Furuğ'un gelecekte yeniden
yapılacak doğru düzgün bir çevirisinin bu eksik şiiri de içermesini
dilemekten başka bir şey gelmiyor elimizden.
Virgül, Ekim’99, 75. sayı
|