m. bülent kılıç
|
CÖNTÜRK’Ü YENİDEN HATIRLARKEN...
Türkçe edebiyatın ilk önemli maddeci eleştirmeni ve nesnel
eleştirinin kurucusu Hüseyin Cöntürk’ün, edebiyattan uzaklaştığı
70’li yıllara kadar kaleme aldığı yazılar ve basılmış kitapları,
Yapı Kredi Yayınları tarafından, iki cilt halinde yeniden
yayınlandı.
Söz konusu iki cilt, 1955-1970 yıllarının en üretken
edebiyatçılarından biri olan Cöntürk’ün, yöntem, görüş ve
yaklaşımlarının bugünün gözüyle yeniden değerlendirilebilmesine
olanak sağlıyor. Yaşadığı günlerde sık sık “Bugün yeniden yayımlamam
gerekse eski yazılarımdaki görüşlerimin ne kadarını kabul ederim,
bilemiyorum” diyerek yaklaşımındaki büyük dönüşüme işaret eden
Cöntürk’ün yazıları yine de eksiksiz olarak kitaplardaki yerini
aldı.
Müthiş bir tutku ve ödünsüz bir çalışma disipliniyle, Osmanlıca’dan
İngilizce’ye, divan edebiyatından postmodernizme uzanan geniş bir
alanda sayısız metni didik didik eden, notlar alan, irdeleyen bu
yaşlı adamın pek çok dönüşüm yaşaması ve hayatını, bazen birbiriyle
ciddi farklar içeren, dönemlere bölmüş olması anlaşılır bir şeydir.
Hüseyin Cöntürk, “Eleştirmemiz Üçüncü Döneminde” başlıklı yazısında
da belirttiği üzere, kendisini Nurullah Ataç’tan sonraki dönemin,
yani ‘İkinci Eleştirme Dönemi’nin birkaç temsilcisinden biri olarak
kabul eder. İngiliz-Amerikan eleştiri kuramlarının etkisi altındaki
Cöntürk, uzun yıllar boyunca, ‘Yeni Eleştiri’ kuramlarını Türkçe
edebiyat örneklerine uygulamaya çalışır. Metni esas alır, metnin
dışına çıkmaz. Metni tarihsel-toplumsal bir bağlama yerleştirmeye
uğraşmaz. Bu yüzden de, değişik dönemlerde apolitik ve Amerikancı
olarak nitelenir.
‘Şairler Sözlüğü’ başlığı altında, sayısız şair hakkında yazılar
yazar ve bunları, Dönem, Devinim, Yordam gibi, yazı kurullarında
bulunduğu dergilerde yayımlar. “Şairler Sözlüğü”, 1960-1970 arası
dönemin, en çok fırtına koparan yazıları arasında yer alır. Cöntürk,
bu yolla, bir eleştirmen olarak, eleştiride sürekliliği sağlar ve
şiir şiir izlediği şairin yaşadığı dönüşümü kavrayarak, gerektiğinde
görüşünü değiştirir. Ona “ilk önemli maddeci eleştirmen” sıfatını
yakıştırmamızın nedenlerinden biri de budur.
Eleştiri kurumunu kuramsal olarak yerleştirmek için “Eleştirmeden
Önce” ve “Çağının Şairi” adlı kitaplarından başka pek çok yazı
yayımlar. Edebiyatın güncel sorunlarıyla ilgili sayısız yazı kaleme
alır. İngilizce’den kuramsal yazılar çevirir. Bütün bu
çalışmalarıysa, öncelikle kendi dergilerinde, zaman zaman da
desteklemek istediği başkaca dergilerde yayınlar.
Meraklı okur, yeni yayımlanan bu iki cildi okuduğunda, bu
sıraladıklarımızla ilgili metinleri irdeleme olanağı bulacağı için,
Cöntürk’ün, kitaplarının sınırlarını aşan yanları üzerine de birkaç
söz söylemekte yarar var.
Hüseyin Cöntürk için en önemli şey, edebiyatın geçmişiyle ve
bugünüyle hesaplaşmaktır. Eski metinleri “bugünün zevki”yle
okuduğumuzda bir etkinin kalıp kalmamasını bir ölçüt olarak kabul
etmektedir. Abdülhak Hamid’i dışlayıp, Tevfik Fikret’i önemsemesi de
bu yüzdendir. Pekiyi ama “bugünün zevki”nin ne olduğunu nereden
bilebiliriz? Ona göre, bu ‘zevk’i en iyi temsil edenler, gençlerdir.
Çünkü yenilik, daima onların ürünleriyle gelir, onların çabalarıyla
boy verir. Bu yüzden de Cöntürk, kadrosunda bulunduğu ‘Dönem’
dergisini bırakıp ‘Devinim 60’ dergisi saflarına geçtiği tarihten
başlayarak, ölümüne kadarki yaklaşık 40 yıllık zaman dilimi boyunca,
neredeyse sadece gençlerle ahbaplık etti. Okuduğu yaşça daha büyük
edebiyatçıların kitaplarını da yine gençlerin önerilerini, bakış
açılarını, zevklerini gözeterek belirledi.
Edebiyatın bugünüyle hesaplaşma konusuna gelince… Hüseyin Cöntürk
için bunun da iki önemli ayağı olsa gerekti. İlki, eleştiri kurumunu
nesnel-kuramsal temeller üzerinde inşa etmek, edebiyat ortamı içinde
tedavülde olan edebi metinleri her uğrakta yeniden ve yeniden
eleştirel bir süzgeçten geçirmekti. Bunun için de, gençlerin,
mutlaka edebiyat eleştirisiyle ilgilenmeleri gerektiğini düşünüyor
ve dergilerinde şiirini ya da öyküsünü yayınlayacağı gençlere bir de
eleştiri yazısı yazma zorunluluğu getiriyordu. Eleştirinin yolunun,
kötü olanın, niteliksiz olanın niteliksizliğinin altının boyuna
çizilmesinden çok, nitelikli olanın niçin nitelikli olduğunun ortaya
konulmasından geçtiğine inanıyordu.
Edebiyatın bugünüyle hesaplaşmanın ikinci ayağını ise, Hüseyin
Cöntürk’e göre, “örgütlenme” ve “güdümlenme” konuları oluşturuyordu.
Cöntürk, 1968 yılında kaleme aldığı “Örgütlenmeden Yana” adlı
yazısında, edebiyatla uğraşan gençlerin, kendilerine “Kimlere,
nelere karşı çıkarsam, onlarla ayrışmamı ve çatışmamı büyütürsem
kendimi koruyabilirim? Kimlerle birlik ve nelerden yana olursam
kendimi geliştirebilirim” sorularını sormaları gerektiğinden söz
eder. Cöntürk, edebiyatçı gençler için ideal örgütlenme biçiminin
kendi dergilerini kurmaktan geçtiğine inanır. Bu nedenle de o
günlerden başlayarak ölümüne kadarki süreçte gençlerin çıkardığı
dergileri sadece düşünsel olarak değil, maddi olarak da destekler.
“Alan” dergisi ve Eşber Yağmurdereli’nin çıkardığı “Yeni Eylem”,
desteklediklerinden bazılarıdır. “Biz güdümlü edebiyattan yana
değiliz. Şair ve hikayeciye yol göstermeye kalkacak değiliz” diyen
Cöntürk’ün eleştiride güdümlülükten anladığıysa edebiyatın bütün
çevreleriyle, bir disipline, bir plana bağlanmasıdır. Çünkü,
güdümlülük herkesin (eleştirmenlerin) istediği gibi yazmasını değil,
yazılması gerektiği gibi yazmasını gerektirir.
Türkiye edebiyat ortamı, uzun yıllardır susarak ‘ölüme’ mahkum
ettiği, unuttuğu ve unutturduğu bu büyük eleştirmeni hiç de
yabancısı olmadığımız bir biçimde, yani ölümünden sonra bir kez daha
gündeme getiriyor. Umarız bu, edebiyat ortamı için olumlu sonuçlar
üretir ve yararlı olur.
Yazı,
ilk olarak, Cumhuriyet'in 11 Nisan 2006 tarihli nüshasının İstanbul
baskısında yer aldı.
|