Anasayfa   l   Şiirler   l   Çeviriler   l   Yazılar   l   Mahfil   l   Linkler   l   Biyografi  l   Temas                                                                                                                   Müzik  l  Sinema  l  Politika

Süleyman Aziz Seçimlerden bu yana İran’da neler oluyor?

İran’da Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden beri ortamın bir türlü yatışmadığı biliniyor. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar muhalif güçler olarak sokaklarda ya da eylem mecralarında neredeyse sadece işçiler, öğrenciler bazen de kadın hakları savunucuları vardı. Ancak, büyük çoğunluğu huzursuzluk içinde kıvranmasına karşın halk atıl ve kıpırtısızdı. Kimi yazar/edebiyatçı örgütleri ya da insan hakları kuruluşları zaman zaman, gelişen olaylara ilişkin bildiriler kaleme alıyor tepkilerini bu yolla, yazılı olarak ifade ediyordu. Ama İran’da geniş kesimlerin bir muhalefeti söz konusu değildi. Öte yandan, söz konusu kısıtlı eylem olanaklarının, korku ve baskı perdesinin aralanması anlamında niteliksel değerinin bu eylemleri de aşan bir yanı bulunduğu ifade edilmelidir. Örneğin, 2009’da 1 Mayıs’ta Lale Parkında düzenlenen mitingin böyle bir karşılığı bulunmaktadır. Miting, polisin ciddi saldırısıyla dağıtılmış, pek çok kişi gözaltına alınmıştı. Buna rağmen mitingin yarattığı heyecan küçümsenebilir boyutlarda değildi. Devamını oku
 

Süleyman Aziz İran ve ABD: Zorlu mücadele

ABD’nin İran’a yönelik tehditleri ve Ahmedi Nejad yönetiminin  sert çıkışları belki  bütün dünyada olduğundan da fazla İran’da ve diyasporadaki İranlılar arasında bir karşılık buluyor. Aslına bakılırsa, özellikle internet evreninde, ABD’nin İran’ı “Şer Üçgeni”nin bir üyesi olarak gösterdiği o erken tarihlerden beri “No War on İran” yazılı bir logo pek çok sitede görünmeye başlamıştı bile.

Fakat, uzunca bir dönem siyasi-kültürel yayınlar yapan sitelerde herhangi bir öğe gibi duran bu logo, şimdilerde iyiden iyiye derin bir anlam kazanmış durumda. Artık http://no-war-on-iran.blogspot.com/ adlı sitelere ve savaşa ilişkin pek çok yazıya da rastlanabiliyor.
Devamını oku

Son yılların dünyasını ve Türkiye'sini tahlil etmekte yaralı olabilecek üç yazı... Üçünün de bağlantılı olduğunu düşündüm ve dikkat çekmek istedim.

 



 

 

İstikamet: Totaliter Demokrasi - Metin Çulhaoğlu

Önce sorular.

R.T. Erdoğan’ın son AKP kongresinde yaptığı “kucaklayıcı” konuşmaya ne demek gerekir?

Hemen ardından, IMF-Dünya Bankası patronları İstanbul toplantısında özetle ne dediler? Erdoğan’ın aynı toplantıda söyledikleri belirli bir mesaj da içeriyor mu?

Erdoğan’ın niyetleri ve Türkiye’nin yakın geleceği açısından bakıldığında, bu ikisi arasında belirli bir bağlantıdan söz etmek mümkün mü?

Sorular bunlar. Sırayla gidelim.

* * * Devamını oku


Gerçek Sosyalizme Bir Şans Daha - Slavoj Zizek

Bugün Berlin Duvarı’nın yıkılmasının 20. yıldönümü. Geriye dönüp bakıldığında, herkes o gün başlayan olayların mucizevi niteliğini vurguluyor: Gerçeğe dönüşmüş görünen bir hayaldi bu, Komünist rejimler iskambil kağıtları misali çökmüştü ve dünya birkaç ay önce söyleseniz kimsenin inanmayacağı bir şekilde, aniden değişmişti. Polonya’da Lech Walesa’nın devlet başkanı seçileceği özgür seçimlerin yapılacağını kim hayal edebilirdi ki? Fakat kadife devrimlerin sisi yeni demokratik-kapitalist gerçeklikle dağılıp gittiğinde, kaçınılmaz bir düş kırıklığına uğrayan insanların tepkisi, ‘eski güzel’ Komünist günlere yönelik bir nostaljide, sağcı, milliyetçi popülizmde ve geç bir dönemde tekrar dirilen anti-Komünist paranoyada tezahürünü buldu.Devamını oku

                                                                                                              

Otoriter Kapitalizm mi Dediniz?- Efe Peker

“Hegel, bir yerde, şöyle bir gözlemde bulunur: Tüm büyük olaylar ve kişiler, tarihte adeta iki kez ortaya çıkar. Hegel eklemeyi unutmuş: İlk seferde trajedi, ikincide komedi olarak.” Marx’ın 18 Brumaire’inin bu meşhur açılış cümleleri, Sloven akademisyen Slavoj Zizek’in Ekim ayında çıkan First as Tragedy, then as Farce kitabında liberal ideolojinin bugünkü krizini tarif etmek için kullanılıyor. Soğuk Savaş’ın ardından liberal-parlamenter kapitalizmin zaferini ve tarihin sonunu ilan edenlere cevaben, liberal ütopyanın çifte ölümünü hatırlatıyor bize Zizek: İlk seferde trajedi (11 Eylül siyasi ölüm), ikincide komedi (son küresel kriz iktisadi ölüm) olarak! Marcuse’ün ilgili uyarısı da burada unutulmuyor: Bazen komedi trajediden çok daha korkunç olabilir.Devamını oku

 

Mustafa Kemal Erdemol

Ilıcak’ı Düşünerek

Nazlı Ilıcak’ın “12 Eylül öncesinde kontrgerilla tarafından kullanıldım” demesi gerçekten bir itiraf mıdır, emin değilim doğrusu. Çünkü itiraftan çok bir ifşaata benziyor bu sözler. Bir pişmanlık duygusunu değil, bir “kabulü” barındırıyor sadece: “Kullanıldım “.

Hepsi bu.

12 Eylül öncesinde, soruna Nazlı Ilıcak gibi bakmayanlar bunun böyle olduğunu biliyorlardı zaten. Ben de böyle düşünenlerdenim. “Kullanılma” söylemi, kişinin kendisinden bağımsız bir fiili tanımlıyor olsa da, kontrgerillanın, özellikle sol muhalefete karşı, Ilıcak gibilerini “kullanmadığını”, onlardan kendi rızalarıyla, “yararlandığını” bilecek kadar zekam vardır. “Milli güçlerin”, “içerideki hainlere” karşı sözümona devlet-millet eliyle, topyekün verdiği mücadelelerinde “kullanılma”nın sözü bile edilmez. Öyle ki, kendisini devletle elele bu mücadelenin bir neferi gibi gören kimileri bugün bile geçmişleriyle gurur duyarlar. Kahramanmaraş katliamlarının, Sivaslı olaylarının, kahve taramaların gurur duyulacak tarafı varsa tabii. 
Devamını okuyun

Mithat Sancar






 

Türkiye'den Irkçılık Manzaraları: İzmir'in Mardinlileri

"İzmir Konak Belediye Meclisi'nde meclis üyelerinin çoğunluğu Mardinli...
İzmir'de Mardinliler Konak'ı işgal etmiş. Dönerciler, kokoreççiler o güzelim Halit Ziya Bulvarı'nın içine etmişler...
Bir süre önce İzmir'de o çirkin görüntüleri görünce çok üzüldüm...
O güzelim kent giderek İzmirlilerden uzaklaşıyordu..."

Bu satırlar, Hikmet Çetinkaya'nm 30 Kasım 2007 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki yazısından. Çok uzun süredir Cumhuriyet okumuyorum. Dün, çok sevdiğim bir ağabeyim aradı, bu yazıyı okuyup okumadığımı sordu. O da Mardinli, benim gibi. Okumadığımı söyleyince, telefonda aktardı bana Çetinkaya'nm sözlerini ve ekledi: "Çok incindim, çok kızdım, bir şeyler söylemek lazım." Sonra gazeteyi buldum, okudum, ben de aynı duyguları yaşadım.
Devamını okuyun