Anasayfa   l   Şiirler   l   Çeviriler   l   Yazılar   l   Mahfil   l   Linkler   l   Biyografi  l   Temas                                                                                                                   Müzik  l  Sinema  l  Politika

"Fizan Ekspresi"
 devam ediyor!
Açık Radyo'da yayınlanan, "Fizan Ekspresi" adlı, Farsça konuşulan coğrafyaların yani İran'ın, Afganistan'ın, Tacikistan'ın  ve bir parça da Özbekistan'ın müziklerini, müzisyenlerini ve kültürünü tanıttığım programım devam ediyor. Radyo, İstanbul'da 94.9'dan yayın yapıyor. Diğer kentler ve ülkeler içinse www.acikradyo.com adresi üzerinden canlı dinleme olanağı var. Program, iki haftada bir cumartesi günleri 14.00-15.00 saatleri arasında yayınlanıyor.
Açık Radyo'da yayınlanan "fizan ekspresi" adlı radyo programımda, 20 Kasım 2010'da çaldığım Muhammed Reza Şeceryan'a ait şarkının yandaki çevirisi radyoda okuduğum gibi  soLküLtür'de haber olarak da yayınladım.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Şeceryan'ın şarkısı muhaliflerin bayrağı oldu..
 

Klasik İran müziğinin yaşayan en önemli birkaç adından biri olan ve İran halkının büyük saygı duyduğu Muhammed Reza Şeceryan, seslendirdiği bir “marş” nedeniyle bu sıralar İranlı muhaliflerin bir de bu nedenle gözdesi oldu.

Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra ayaklanan halkın muhalif kesimlerini aşağılayarak “bunlar çerçöptür” diyen Ahmedi Nejad’a “benim halkıma kimse çerçöp diyemez” diyerek çıkışan Şeceryan, bu kez de, seslendirdiği marşla muhaliflerin duygularına tercüman oluyor. Bu sıralar, muhalif sitelerde ve e-mail gruplarında anılan, üzerine konuşulan, çalınıp dinlenen bir şarkı bu. Şiir, İranlı solcu şair Huşeng Ebtehac’a ait ve “Özgürlük” adını taşıyor. Besteyse Keyvan Saket’e ait. Şiirin kendisi değil, ama bestelenmiş haliyse yaklaşık şöyle:


ÖZGÜRLÜK

Ey özgürlük mutluluğu!
Birgün geri dönersen
Bu gam yüklü yürekle
Ben seni neyleyeceğim?

Gamlarımız ağır
Yüreklerimiz kanlı
Baştan ayağa kanlar içindeyiz

Baştan ayağa yaralıyız
Baştan ayağa kanlıyız
Baştan ayağa acılıyız

Biz bu aşık yüreklerimizi senin yolunda bir bela hedefi kıldık
Diyorum ki: birgün dönersen
Genç kalbimi tıpkı bir zafer bayrağı gibi kaldıracak
Ve bu kanlı sancağı senin yüksek çatında dalgalandıracağım

Diyorum ki: birgün dönersen
Bu kan tomurcuklarını kızıl bir gül destesi gibi yollarına saçacağım
Ve bu pazubendi senin mağrur boynuna asacağım

Ey özgürlük!
Kanlı bir yoldan geliyorsun! Ama geliyorsun!
Ve yüreğim titriyor:
Nedir bu ellerindeki gizli şey?
Nedir bu ayak bileklerinde kıvrılan?
Ey özgürlük! Yoksa zincire vurulmuş halde mi geliyorsun?

Çeviri: M. Bülent Kılıç

Huşeng Ebtehac’ın şiirinden Keyvan Saket’in bestelediği ve Muhammed Reza Şeceryan’ın seslendirdiği “marş”ın sözleri…

 

DANG SHOW (DENG ŞO)

Açık Radyo'da yayınlanan "fizan ekspresi" adlı radyo programımda, 20 Kasım 2010'da  İranlı müzik topluluğu Dang Show (Deng Şo: Ahmak ol, aptal ol, aklını yitir)'yu tanıttım ve pek çoğu topluluğun "Şiraz, Çehel Sale" (SHiraz 40 Year Old) adlı albümünden olmak üzere kimi şarkılarını çaldım. Programda, ayrıca, Muhammed Reza Şeceryan'ın bu sıra İranlı muhalif kesimler nezdinde heyli popüler olan "Ey Azadi" adlı şarkısına yer verdim.

 

Klasik İran Müziğinin Yetenekli Ustası Merziye Öldü

Klasik İran müziğinin usta kadın sanatçısı Merziye (مرضيه, Marzieh, Marzie) 13 Ekim 2010'da, Paris’te, yatmakta olduğu hastanede ne yazık ki öldü.

1929 yılında doğmuş olan Merziye’nin profesyonel müzik kariyeri 1942 yılında başlamış, mollaların iktidarı ele geçirmesiyle başlayan kadınlara solo söyleme yasağıyla, ülkeyi terk etmek zorunda kalacağı 1994 yılına kadar kesintiye uğramıştı.

İran’dan ayrılarak Fransa’ya yerleşen Merziye, bir süre sonra bu ülkenin vatandaşlığına geçmişti. Sanatçının, aynı dönemde, İranlı İslamcı muhalif örgüt Halkın Mücahitleri’ne katılması büyük yankı uyandırmış, bu katılımın bedeliyse Molla Rejimi tarafından, Merziye’nin Tahran’da yaşayan kızına ödetilmişti. Gözaltına alınan kızı, uluslar arası örgütlerin baskısıyla bir süre sonra zar zor serbest bırakılmıştı.

Olcayto Art

 

GÖRDÜĞÜM MÜZİKTİR

Yanılmıyorsam dört yıl evvel İstanbul’un ‘önemli’ müzik mekânlarından biri olarak bilinen Maslak Venue’de Latin müziğinin yeni parlayan yıldızı Manu Chao konserine davet edilmiştik. Bizi davet eden tonmayster arkadaşım mekânın çok iyi bir ses düzeneği olduğunu, ve de iyi bir konser olacağını müjdelemişti. Bir müzisyen olarak daha çok geleneksel halk konserlerine alışkındım. Birçok şeyin değiştiğini, özellikle ses, ışık ve görüntü olanaklarının bu tip yeni nesil yerlerde konsere önemli bir işlev kazandırdığını biliyordum. Anlayacağınız biraz cahildim. Bunun yanı sıra Manu Chao’nun ‘muhalif’ bir müzisyen olduğunu da zaten bilerek gelmiştik. Konsere duyduğumuz merakı kapı girişindeki boğucu kalabalık ve üst baş araması biraz giderdi. Ama daha çok içeri girdiğimiz anki manzara görülmeye değerdi: büyük, görkemli Efes Pilsen stantları, efes pilsen tişörtlü ‘işçiler’,her yanda eli efesli gençler; yer gök efeslenmişti. İnsanı titreten volümdeki müzik de dâhil her şey. Gerçek bir sponsorlukla karşı karşıyaydık. Açıkçası bu bizim için bir ilkti. Gariplendik. Arkadaşımla ‘şimdi racon böyle’ dercesine birbirimize bakarak bu şaşkınlığımızı gidermeyi erteledik.  
Devamını okuyun

 

m. bülent kılıç EŞSİZ SESLİ REŞİD BEHBUDOV

Azerbaycan’ın ünlü hanendelerinden Mecid Bebudalı’nın oğlu olan Reşid Behbudov, 1915 yılında Tiflis’te doğar. Çocukluğunda, ailesinden sıkı bir tiyatro ve müzik terbiyesi alır. Annesi Firuze hanım onu sık sık temsillere ve konserlere götürmektedir. Neredeyse, kaçırdıkları oyun yoktur. Kulaklarıysa babasının tatlı ezgileriyle doludur. Çünkü baba, şarkı söylemek için gittiği bütün davetlere oğlunu da götürmektedir.
Devamını okuyun

 
m. bülent kılıç “FELEK” TÜRÜ MÜZİĞİN BÜYÜK USTASI DAVLATMAND KHOLOF

Davlatmand Kholof, kültürel ve sanatsal düzeyi gelişkin bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak, 1950 yılında, Tacikistan’ın Şurabad bölgesinde dünyaya geldi. İlk ustaları, babası Khan Mohemed ve ağabeyi Nezer Ali’ydi. Babası, yörenin insanlarıyla sık sık bir araya gelir, eğlenceli toplantılar, şölenler düzenlerdi. Bu toplantılara, çocuklar ve kadınlar kabul edilmese de, söylenen şarkıları dinlemek yine de mümkün olurdu. Davlatmand, repertuarındaki şarkıların ilk dizisini belki de böyle elde etmişti.
Devamını okuyun

 
m. bülent kılıç HÜSEYİN ALİZADE’Yİ TANIMALISINIZ

“Tar’ım hayatımın anlamıdır” diyen, İranlı büyük müzisyen Hüseyin Alizade 1951 yılında Tahran’da doğdu. Yoksulca sayılabilecek bir ailenin altı çocuğundan biriydi. Tarla tanıştığı güne kadarsa aklında hep keman çalmak vardı. Ama keman bölümlerinin kontenjanı dolmuştu. Bu düşkırıklığı, dünya müziği için büyük bir şans olacaktı. Büyükleri ona tarı önerdiler. “Bu çalgı nasıl çalınıyor?” diye sormuştu, çocuk Alizade. Bu sorunun yanıtını bütün bir yaşamını tara ve müziğe adayarak vereceğini bilemeden…

                                                                                                                                        Devamını okuyun

 
Hakan kardeşim Moskova'daki bu bar/pub'dan söz ettiğinde, mekana adını veren bu şiir ve her gün program başlamadan önce hep birlikte söylenen bu şarkı ilgimi çekti. Burasının, şiirdeki gibi proleterlerin kapısından bile giremeyecekleri türde şık bir İngiliz mekanı olduğu ortada. Ama biz yine de bu şiiri o koca kıçlı, koca göbekli ve yanaklarındaki kılcal damarlar patlayacakmış gibi duran sonradan görmelerden çalabiliriz.

Pub, adını, ("Sixteen tons") Merle Travis’in maden işçilerine adadığı şarkısından almış. Şarkıyı 1955’te Tennessee Ernie Ford meşhur etmiş

Hakan şiiri gönlüyle çevirmiş.  Sağolsun.
 

 

 

































 

16 Ton

Bazıları der ki insan çamurdan yaratılmıştır
Yoksul bir adam kas ve kandan ibarettir
Kas, kan, deri ve kemik
Zayıf bir zihin zindedir

16 ton çekersin ve eline ne geçer?
Ertesi gün biraz daha ihtiyar ve biraz daha bataktasındır
Aziz Peter beni çağırma çünkü gelemem,
Şirketin marketine ruhuma dek borçlandım

Güneşin parlamadığı bir gün doğdum,
Çekicimi kaptım ve madenin yolunu tuttum
9 numara kömürden 16 ton çektim
Ekip başı dedi: “ruhunu koru”

16 ton çekersin ve eline ne geçer?
Ertesi gün daha yaşlı ve daha da bataktasındır
Aziz Peter beni çağırma çünkü gelemem,
Şirketin marketine ruhuma dek borçlandım

Yağmurun çiselediği bir gün doğdum
Kavga ve bela göbek adımdır
Feleğin çemberinden geçmiş bu şahsı
Ağır tonajlı hiçbir kadın evcilleştiremez

16 ton çekersin ve eline ne geçer?
Ertesi gün daha yaşlı ve daha da bataktasındır
Aziz Peter beni çağırma çünkü gelemem,
Şirketin marketine ruhuma dek borçlandım

Eğer geldiğimi görürsen hemen yol ver
Birçoğu öyle yapmadı ve mezarı boyladı
Bir yumruğum demir, diğeri çeliktir
Seni biri haklamazsa diğeri haklayacaktır

16 ton çekersin ve eline ne geçer?
Ertesi gün daha yaşlı ve daha da bataktasındır
Aziz Peter beni çağırma çünkü gelemem,
Şirketin marketine ruhuma dek borçlandım

Çeviren: Hakan Özer Yılmazkurt
 

SIXTEEN TONS NIGHT CLUB


 

А девушки- потом

Hakan kardeşim Rusya'dan bir çeviri yolladı. Sovyet havacılarının bir şarkısının çevirisi bu. Yukarıdakiyse şarkının sanırım Rusça özgün adı. Youtube'dan bu adla bulabilir, dinleyebilirsiniz.

Çeviri için Hakan'a teşekkür ederim.

 

Bundan böyle pilotuz

Sizlerle arkadaşız, gökteki kuşlar
Yalnız, birimizin hayatı hayat değil:
Karada evlenmeye vakit yok
Gökte bir eş bulmak mümkün değil...
Bundan böyle pilotuz
Ve evimiz gökler.
Her şeyden önce uçak gelir
Daha sonra ancak kızlar.
Her şeyden önce uçak gelir
Daha sonra ancak kızlar.
Beyler, rüyanızda düşleyin ancak şefkati,
Kalbinizi bir ömür boyu vermeyi
Bugün gezecek, dağıtacaksınız
Ertesi gün hepsine veda etmeli.
Bundan böyle pilotuz
Ve evimiz gökler.
Her şeyden önce uçak gelir
Daha sonra ancak kızlar.
Her şeyden önce uçak gelir
Daha sonra ancak kızlar.
Bir çift gözün tatlı bakışı
Asla yoktur en mavi gökte
Söz verdik dostlarım, hiç aşık olmamaya
En güzel kızlara bile.
Bundan böyle pilotuz
Ve evimiz gökler.
Her şeyden önce uçak gelir
Daha sonra ancak kızlar.
Her şeyden önce uçak gelir
Daha sonra ancak kızlar.

Çeviren: Hakan Özer Yılmazkurt


Şimdi, metnin erkek egemen ya da örneğin mesleği/uğraşı mistifike edeci yanlarını görmek ve tartışmak kuşkusuz ki mümkün. Ama ben bu kısmıyla ilgilenmedim. Hoşuma giden şey, bu marş edasının, her şeye karşın gerçekliği kaybettirmeyişi oldu. Görev bilinci mükemmel ama "Bir çift gözün tatlı bakışı/Asla yoktur en mavi gökte" diyen biriyle baş başayız. "Bizim için en tatlı göz, en tatlı bakış biz uçağımızla son hız geçerken bize yetişmeye çalışan bulutların mavi bakışlarıdır" deseydi tam da klasik bir marş olacaktı ve o zaman ben de onu bu siteye almayacaktım.
Bu arada, Hakan'ın "dostlarım" diye çevirdiği sözcük gerçekte (Rusçasında)  "yoldaşlarım" falan olmalı.