Anasayfa   l   Şiirler   l   Çeviriler   l   Yazılar   l   Mahfil   l   Linkler   l   Biyografi  l   Temas                                                                                                                   Müzik  l  Sinema  l  Politika

 

 

 

Garbis Altınoğlu

 

 

 

Mevlana Celaleddin-i Rumi: Dünya ve Türkiye Burjuvazisinin Sevgilisi

Giriş

6 Mart 2006'da UNESCO'nun, 2007 yılını Mevlana yılı olarak kabul etmesi ve 2007 yılı içinde Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin değişik ülkelerde anılması için karar alması, dikkatleri bir kez daha bu ünlü düşünür üzerinde topladı. Bu vesileyle Konya'da, Türkiye'nin başka yerlerinde ve başka ülkelerde Mevlana'yı konu alan bir dizi etkinlik yapıldı.
Mevlana'ya duyulan ilginin Türkiye sınırlarını çoktan aştığı ve dünya burjuvazisinin bu düşünüre adeta aşık olduğu biliniyor. Örneğin, Aksiyon dergisinin 1 Ocak 2007 tarihli sayısında yayımlanan "Mevlana'sız Medeniyetler İttifakı Olmaz" başlıklı yazıda "Mevlana'yı tanımak ve anlamak için" Konya'yı birkaç kez ziyaret ettiği söylenen ve "Mevlana'nın evrensel fikirlerinin" projeye ("Medeniyetler İttifakı ya da Uygarlıklar Bağlaşması projesi"- G. A.) mutlaka yansıtılması gerektiğini belirten Avrupa Komisyonu Danışmanı Prof. Dr. Angelo Santagostino'nun şu sözlerine yer veriliyordu:

"Mevlana, bugün medeniyetler arasında barışın tesis edilmesinde çok önemli bir rol oynayabilir." 
Devamını okuyun
 
Osman ÇUTSAY “Gorbaçov veya Irak Komünist Partisi kadar onurları var”

Uluslararası Frankurt Kitap Fuarı’na koşa koşa giden Türk yazarlarının aydın veya solcu olamayacağını ileri süren gazeteci-yazar Osman Çutsay, katılımcıların Türkiye’deki işgalin geldiği düzeyi gösterdiğini iddia etti. soL’un sorularını yanıtlarken, “Egemenlerin attığı kemikleri, onların yüzüne çarpabilenlerden aydın çıkar, yoksa o kemiklerin üzerine atlayanlardan değil. Yani, Nâzım’ın çocuklarına bu tür kepazeliklerden uzak durmak yakışır. AKP-AB tiyatrosunda figüranlıkla solculuk hiç bağdaşmaz şeylerdir. Frankfurt’taki rezalete katılıp orada solculuk yaptığını iddia edenlerin yatacak yeri bulunmuyor, asıl mücadele edilmesi gerekenler de onlardır” diyen Çutsay’a göre, az sayıdaki boykotçu, daha şimdiden sanıldığından çok daha etkili oldu.

soL – Türkiye’den yazarların Frankfurt Kitap Fuarı’na bu denli coşkulu katılımı sizce neyin göstergesi?

OSMAN ÇUTSAY - Coşku ve zevkle katıldıkları doğrudur. Hak ettikleri itibarı gördükleri de doğrudur. Ama bu “hak ettikleri itibar”, benim gözümde çok aşağıda bir yerlerdedir. Mevcut iktidarla kavgası olmayanlara ve solculuk iddiası taşımayanlara bir şey demiyorum. Onlara bir sözüm olamaz, zira açıkça bizim karşımızdaki cephede yer alıyorlar. Hesaplaşırız. Ama hem solculuk iddiasında bulunup, hem de kavgacı solumuzu, yeni solumuzu bir türlü beğenmeyenlerin bence yatacak yeri bulunmuyor. Çok kirli bir oyunun iğrenç parçalarıdırlar. Kiralık figüranlar da diyebilirim... 
Devamını okuyun
 
Osman ÇUTSAY


Türk edebiyatının saklı bahçesi: Hüseyin Cöntürk

22 Haziran’da sabaha karşı, Ankara’da bir hastanede, henüz öneminin farkına varılmamış bir genç adam, 85 yaşında, sessiz sedasız aramızdan ayrıldı: Hüseyin Cöntürk.

Genç adam? Evet: 1918’de işgal şerefsizliğinin eşiğindeki İzmir’de ve Osmanlı uyruğunda doğmuştu. Girit göçmeni yoksul bir ailenin bu zeki çocuğu, sonra “Cumhuriyet Türkiyesi”nin olanaklarıyla İstanbul Teknik Üniversitesi’ni bitirdi. Başarılı bir uzman ve yönetici olarak, diğer eğilimleriyle birlikte aklın özgürleştirici rüzgarında çok ilginç bir ömür geçirdi.
Devamını okuyun
 

Mine ÖZYURT KILIÇ

“Şiirin Kıyıları”nda Bir Sürgün Şair

Fars şiirinin günümüz temsilcilerinden İsmail Hoi’i bu tanıma sığdırmak elbette haksızlık olur. Hoi aynı zamanda bir felsefeci. Ayrıca Salman Rüşdi ve Teslime Nesrin gibileri için korkusuzca konuşan bir insan hakları savunucusu. Politik kimliği onu sürgün duygusuyla yüzleşmek zorunda bırakmış; felsefe eğitiminin de ona verdiği derin düşünüş ve soyutlama yetileriyle bu sürgün olma durumunu mercek altına almış ve merceği söze en iyi döken türde, şiirde de bu deneyimini anlatmıştır.

1938 yılında Horasan yakınındaki Meşhed’de doğan Hoi, 1956 yılında bugün “çocukluk hevesi” diye elinin tersiyle ittiği ilk şiirlerini yayınlar. Ertesi yıl Tahran’a, oradan da devletin sağladığı bursla İngiltere’ye, Londra Üniversitesinde felsefe eğitimi görmeye gider.
Devamını okuyun
Engin ERKİNER
Kendi Yerini Açmak


Sol’un 8 Eylül 2000 tarihli 102. sayısında, M. Bülent Kılıç’ın “Uçurum Büyüyor” başlıklı yazısı yayınlandı. Yazı şu cümlelerle başlıyordu: “1965 -70 dönemi Türkiye’si için bir genelleme yaparak başlamak istiyorum. Şudur: Dönemin solu içinde sanat pratikeriyle politik pratiker aynı kimsedir. Politik politika pratikleriyle sanat pratiklerini apayrı uzmanlık alanları olarak niteleyen bir zihniyet söz konusu değildir demek istiyorum”

Sol basında yıllardan beri düzensiz aralıklarla ifade edilen, ne yazık ki pek az insanı ilgilendirdiği için de yeterli derecede üzerine eğilinmeyen önemli bir konudur bu.

1965-70 dönemi Türkiye soluyla ilgili bir değerlendirmeyle başlamak istiyorum: Sanat ve politikanın -değişik oranlarda – aynı insanlarda birleşmesi, o dönem solunda da azınlıkta kalan bir olgudur; ne var ki, bu azınlık, gelişmiş bireylerden oluştuğundan sayısının üzerinde bir önem taşır, bu nedenle dikkati çeker, hatta bazen çoğunluk gibi görünürdü.

Devamını okuyun
 
Tarık Ali
İtibarsız Nobel
The Guardian

9 Aralık- Salı günü (10 Aralık) eski ABD Başkanı Jimmy Carter
Oslo'da, Norveç'in bisikletle gezen mütevazı kralından Nobel Barış
Ödülünü alacak. Neden o? Neden şimdi? Ve barış ödülünün gerçek amacı
ne?
Nobel komitesi 1900’de ilk kez toplandığında, ödülün, gerçekten de şiddete karşı olan ve barışçıl çözümlere inanan kimselere verilmesi gerektiğini düşünmüştü. Buna uygun olarak, 1901’de ilk ödülü alanlar, Kızıl Haç’ın İsviçreli kurucusu Jean Henry Dumont ve Kalıcı Barış İçin Uluslararası Lig’in kurucusu Fransız hayalperest Frederic Passy oldu. Bunu izleyen dört yıl boyunca benzer kişiler arandı ve bulundu. 
Devamını okuyun

 
Slavoj Žižek Zizek'le  Söyleşi


En büyük korkunuz nedir?

Ölümden sonra dirilmek – bu yüzden ölür ölmez yakılmak istiyorum.

En erken hatıranız ne?
Annemi çıplak görmüştüm. İğrençti.

Kendinizde en beğenmediğiniz özellik nedir?
Başkalarının çaresizliklerine aldırmamak.

Başkalarında en beğenmediğiniz özellik nedir?
İhtiyacım olmadığında ya da istemediğim halde yardım teklif etmekte ısrar edilmesi.
                                                                                                         Devamını okuyun