Anasayfa   l   Şiirler   l   Çeviriler   l   Yazılar   l   Mahfil   l   Linkler   l   Biyografi   l   Temas                         Müzik  l  Sinema  l  Politika 


شیدا محمدی 
Sheida Mohammadi

Güneş suya düştü

Ve sen uçtun papatyanın uykusundan

Oysa ayna

Bir daha eskisi gibi olmadı

Şeyda mohammedi
çeviren: m. bülent kılıç

 


علی مردمی   Ali Mardomi

 



 



              Slavoj Žižek


The Guardian’ın Zizek'le yaptığı söyleşinin bir bölümü olan bu metin http://mutlaktoz.wordpress.com tarafından çevirilip yayınlanmış. Çevirmenin kişisel notlarını çıkarak siteme alıyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

En büyük korkunuz nedir?
Ölümden sonra dirilmek – bu yüzden ölür ölmez yakılmak istiyorum.

En erken hatıranız ne?
Annemi çıplak görmüştüm. İğrençti.

Kendinizde en beğenmediğiniz özellik nedir?
Başkalarının çaresizliklerine aldırmamak.

Başkalarında en beğenmediğiniz özellik nedir?
İhtiyacım olmadığında ya da istemediğim halde yardım teklif etmekte ısrar edilmesi.

Mal mülk dışında satın aldığınız en pahalı şey ne?
Hegel’in toplu eserlerinin Almanca yeni baskısı.

En değerli mülkiyetiniz ne?
Bakınız bir önceki soru.

Nasıl gevşersiniz?
Sürekli ve sürekli Wagner dinleyerek.

Sizi ne depresif hale getirir?
Aptal insanları mutlu görmek.

Kendinize nasıl hoş bir kostüm seçerdiniz?
Kendi yüzümü taktığım bir maske, böylelikle insanlar benim kendim olmadığımı ama benim gibi görünmeye çalışan bir başkası olduğumu sanırlardı.

Aşk nasıl bir şeydir?
Çok kötü bir talihsizlik, canavarca bir parazit, sürekli sizi tetikte tutan ve küçük zevklerinizi öldüren bir hâl.

Hayatınızda neye ya da kime aşıksınız?
Felsefeye. Hatta gizliden gizliye realitenin sırf bizim onun hakkında spekülasyonda bulunmamız için varolduğunu düşünüyorum.

En çok kimden nefret edersiniz?
İşkencecilere yardım eden doktorlardan.

Hayatınızdaki en büyük düş kırıklığı nedir?
Alain Badiou’nun 20. yüzyılın acayip felaketi dediği şey: komünizmin yıkıcı başarısızlığı.

Geçmişe gidebilseydiniz neyi değiştirmek isterdiniz?
Doğumumu. Sofokles’le aynı fikirdeyim: en büyük şans doğmamaktı, şaka şöyle devam eder, bunu çok az insan başarabildi

Ölüme en çok ne zaman yaklaştınız?
Ufak bir kalp kriz geçirmiştim. O zaman vücudumdan nefret ettim; bana gözünü kırpmadan yapması gereken görevi yerine getirmeyi reddetti.

Hayatın size öğrettiği en önemli ders nedir?
Hayatın ta kendisinin aptal, anlamsız olduğu ve birine hiçbir şey öğretmeyeceği.

Bize bir sır söyle.
Komünizm kazanacak.

 

Edebiyatlar ortamının ve kültür evreninin bana göre haylice yakıcı sorunlarından biri hakkında kaleme aldığım "Kirli sızıntılardan kurtulmak" başlıklı kısa yazım  www.sendika.org 'da yayınlandı. Yazının tamamı için lütfen bağlantıyı takip edin.

 

 

 

 

 

 

Kirli sızıntılardan kurtulmak-                         
              

                                                                                       M. Bülent Kılıç

"İslamcı şair Erdem Bayazıt 5 Temmuz 2008’de öldü. Türkiye solu onu, bir şairden çok, bir dönem ANAP milletvekilliği yapmış eski bir siyasetçi olarak tanıyor. Oysa Erdem Bayazıt, özellikle, 1972’de yayınladığı Sebeb Ey kitabıyla dikkatleri çeken bir şair olmuştu. Çok güçlü bir şair olmamakla birlikte, Sebeb Ey’deki şiirleriyle toplumcu- halkçı bir duyarlığı da barındıran kimi nitelikli şiirler yazmıştı. Bu şiirlerde de İslamcı kimliğine ilişkin bariz işaretler bulunuyordu elbette. Ancak Bayazıt bu bağlanmışlığını kaba bir biçimde yansıtmıyor, şiirin kendi dilinden, yordamından vaz geçmiyordu.

Oysa bu durum 1987 yılında yayınladığı Risaleler kitabında büsbütün değişmişti. Geçmişin İslamcı, ama halkçı şairi, şiiri iyiden iyiye gözden çıkarmış, niteliksiz, derinliksiz manzumeler yazan birine dönüşmüştü. Artık şiir yerine sadece kaba ideolojik propaganda ve aleni anti-komünizm vardı nağmelerinde"
                                                                                                                
Devamını okuyun
 




Martin Bernal'le yapılmış bu söyleşiye dikkat çekmek istedim. Metin 
http://www.dikine.net
sitesinde. Giriş paragrafı da aynı siteye ait.


              Martin Bernal       

 
Martin Bernal'le Görüşme

"Martin Bernal’in Kara Atena adlı eseri “Batı bilimi” için yıkıcı bir etki yarattı. Önce bilim için “nesnellik”ten çok ideolojinin önde olduğunu gösterdi. Sonra, Batının kurguladığı tarihin ne kadar tek yanlı olduğunu ortaya çıkardı. Batı, tarihi “işine geldiği gibi” yorumluyordu ve daha kötüsü kendi yorumunu “nesnel bir bilim” olarak ileri sürüyordu. Bernal eseri boyunca, Batı’nın duygusal kırılmalarının büyüyen dalgalar halinde Dünya tarihinin duvarlarını dövdüğünü, giderek onu şekillendirdiğini ortaya çıkararak bir kibri yıktı ve bir kompleksi kırdı.

Fransız Devrimi-Masonluk-Mısır arasında var olduğu kabul edilen ilişkinin, Batıdaki Hıristiyanlık-Romantizm-Irkçılık üçlüsünü nasıl etkilediğini bilmeden kodlarını çözemeyeceğimiz bir tarih çıktı ortaya. Fransız Devrimindeki “aşırılıkları” masonizme bağlayan, onun kaynaklarını da Mısır’da bulan gericilik dönemi Mısır’ın bütün izlerini sildi ve boşluğu Yunanistan ile doldurdu. Bu kırılma felsefeye, bilime, kültüre damgasını vurdu; bütün bu alanlardaki köksüzlük işte bu politik kırılmanın tezahürüydü. Sonuç itibariyle dinsel, yerel ve ırkçı bir kültür ile karşı karşıyayız artık. "

                                                                                          Devamı  http://www.dikine.net  'te

 



 

 

 

 

SANAT CEPHESİ'nin Temmuz  2008 sayısı çıktı. Bu sayıda, derginin, Sivas Olayları'na ilişkin yaptığı  soruşturmaya verdiğim cevabı siteme alıyorum

"...Türkiye’nin aydınları ve sanatçıları, Türkiye ilericilerinin Sivas’ın mahiyetini Türk Solu dergisi denen ırkçı saldırganlığın merkezinde köşe yazarlığı yapan birinden öğrenmesine ne demektedir? Bence bu soruya verilecek karşılık, Sivas Katliamı’nın nasıl kavrandığı kadar önemlidir. Çünkü yürekten inanıyorum ki, bu soruya doğru yanıtı veremeyenler, gelecekte söz konusu olabilecek başka bir katliamın da dolaylı suç ortağı olacaklardır...


1) Sivas'ta 2 Temmuz 1993 yılında yaşanan acı olayların, sizde bıraktığı kişisel izlenimleri paylaşır mısınız?

Hepimizin kitaplardan, filmlerden bildiğimiz şeyler vardır. Savaşın, cinayetin, işkencenin bin türünü okumuş, izlemişizdir. Bütün bunlar da o konuya ilişkin bir aşinalık, onun nasıl cereyan ettiğine dair bir bilgiye sahip olma kanaati oluşturmuştur bizlerde. Yaşamımızı da çoğu kez aslında pek de dayanaksız olan bu öğelerle sürdürürüz. Ta ki gerçek silleler yediğimiz kimi büyük olaylara kadar... Sivas Katliamı’nın bendeki karşılığı da benzerdir.

İlk olarak söylemem gereken, böylesi bir olayın sahiden gerçekleştiğine inanmamak olmuştu. Hangi korkunç nefretin, hangi kinin, hangi barbar zihniyetin böylesi bir olaya gerekçe olabileceğini kavrayamamıştım. Ama gerçek yavaş yavaş ve acıyla içime nüfuz etti. Fotoğraflar gördüm, haber görüntüleri izledim, tanıkları dinledim. Hepsinden acısı, sohbet ettiğim, şakalaştığım, tartıştığım arkadaşlarımın gittikleri ve bir daha da dönmeyecekleri gerçekliğini deneyimledim…

Ahmet Erhan, bir şiirinde Metin abiden, sevgili Metin Altıok’tan “Kardelen’in önünde yaşlı bir Mandrake gibi oturuyor” türünden bir dizeyle söz ediyordu. O yaşlı Mandrake içimi burkan bir imge olarak hep gözümün önündedir. 
Devamını okuyun

 


Wilfredo Alicdan

Guitar Lessons (Gitar Dersleri)
Oil on canvas
36 × 36 inches
2006


Kiss (Öpüş)
Oil on canvas
12 × 48 inches
2006

 


Wilfredo Alicdan

Lovers (Aşıklar)
Oil on canvas
36 × 36 inches
2006


لیلا فرجامی

Leyla Fercami'den bir küçük yeni çeviri...

Sürgün Ay

kara anne
gece
başsız yavru
ay
düştü suya
öz yurduna
kaçmak isteyen
biri gibi

Leyla Fercami
çeviren: m. bülent kılıç

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 












 

Ordusu Yılgın, Sancağı Ağırmış Sonsuzun

ıslatıp yandan ayırırdım saçlarımı
kaşlarımı tükürükleyip düzeltirdim parmaklarımla
kusrederdim, kabahat işlerdim
uyardım gençliğin deli bilgeliğine
bilirsin, kalfadır budalalığa
bazan mehtapla ayartır
bazan ödetir bacını hicabın
terli banknotlarla

esse rüzgar , sanırdım hayat
mütebessim bir çamaşır ipidir:
vefadır, kurtarmak gerekir diye kederinden
yorgun bir çarşafın boyuna asılı durduğu

tereddütsüz atlardım, katılırdım bir girdaba
telafisiz olanın gecikme diye tarif edilemeyeceğini kanıtlarcasına
boş ver, derdim
topu topu upuzun sigaralarla atlatılacak bir badiredir bu da
bırak boş kovanları toplayanlara yaraşsın pişmanlık
apansız başlayan ve kısa süren çatışmalardan sonra

meğer ki kısaymış hayat,
demlenen bir şeymiş yolculuğunda
fasılasız çağırdıkça hatıra

çağırdıkça, son sözleri ölülerin
topuzlarını birtakım benekli ellerin kavradığı
ağır bastonlar olarak takırdayıp dururmuş beyninin basamaklarında

dönebilsek, köpüren dalgalar gibi dökülebilsek o ergen boşluğa

dönebilsek, dökülebilsek köpüren dalgalar gibi o ergen boşluğa
derdim: söndür kandili, ağlayalım
ve yordamsız dudaklarımız, ah öğretsinler birbirlerine
sendeleyerek ve yoklayıp fark ederek
karanlıkta birbirlerini

halbuki, sobaya odun atma sırası kimde
diye sorduğun zamanlar bile sirkeleşti çoktan
ve bilmiyorum artık
bilmiyorum
loş salonda, öylece uzanıp kanepeye
ilk buluşmanın ağaçları gibi kimdir hışırdayan

sonunda olan oldu, bak yaşlandım işte
suyun misafirperverliğine sarsıldı inancım

yazık, ordum yılgın, ağırmış sancağım


                                      (Edebiyat ve Eleştiri, Eylül-Ekim 2001)

m. bülent kılıç
 
Yıllardır savunduğum ve inandığım değerleri çok iyi ifade ettiğine inandığım ve en küçük ayrıntısına kadar hemfikir olduğum bu yazıyı paylaşmak istiyorum. Yazının devamı www.haber.sol.org.tr 'de...

DEĞERLERİNİ ATEŞE VEREN "SOL"

Madımak otelinde çıkarılan yangında solun gericiliğe karşı direnme azmi de yitirildi. İşte 15 yılda “sol”un değişim öyküsü.

(soL) Salman Rüşdü, “Şeytan Ayetleri”ni yazıp da, İslam’a hakaret gerekçesiyle hakkında ölüm fetvası çıktığında, Türkiyeli aydınlar sert tepki vermiş, düşünce özgürlüğü oyunu Rüşdü’den yana kullanmış, fetvayı, ortaçağın karanlıklarına ait olarak tanımlayıp, kınamışlardı. Kitabın ortak olarak yayınlanması gündeme gelmiş, bu barbarlığa sessiz kalınamayacağından söz edilmişti.

Sonra, Mayıs 1993’te yayına başlayan Aydınlık gazetesinin kurucu ortaklarından ve başyazarı Aziz Nesin, “Şeytan Ayetleri”ni gazetede tefrika etmeye başlamıştı.  Gazetenin her nüshası toplatılır, dağıtımı engellenir, Nesin’e yoğun ölüm tehditleri yağar olduğunda, Rüşdü savunucusu aydınların, Aziz Nesin’i desteklemeleri bir yana, “halkın inancına saldırmakla” eleştirdikleri görülmüştü. Çünkü artık “olay, Türkiye’de geçiyor”du! Ve Rüşdü olayının üzerinden, bu ülkede, şeriatçı akımın palazlanmaya başladığı bir süre geçmişti…
 
Devamını okuyun

 

 

 

Fizan (Fezzan) mahali bode ast ke der dowran-e Osmani rowshanfekran ra be anja tab'id mikardand.

in mahal besiar dooroftade bod be torike der her mah fakhat yek bar yek kashti be anja raft o bargasht mikard.

in site ham be in dalil "www.fizanekspresi.com" namgozari shodeh ast.
 
                     



 




Motaasefaneh be ellat-e yek estebah-e fanni site-e "www.elifvemertek.com" az dastam raft. Dovvomin site-e man hamin ast. Lotfen "save" konid.
Dobare talash mikonam ke site-e jadid ra kamel konam.

Ba mehr... Ba omide roozhay-e behter....

Ne yazık ki, eski sitem "www.elifvemertek.com"u teknik bir hata nedeniyle kaybettim. Bundan böyle bu adresten yayın yapacağım. Eski siteye ait bütün veriler henüz buraya bütünüyle aktarılmadı. Yakın zamanda tamamlayabilmeyi ve yeni öğelerle desteklemeyi umuyorum. Lütfen kaydedin ve izleyin.
                                                        
         m. bülent kılıç


 


Reza Taheri

 

 

و این صندلی 
Ve Bu Sandalye

Ne ölümden korkuyorum
Ne yaşamdan

Senden korkuyorum

Ve bir gün
Karşımda öylece bomboş
Kalacak diye
Bu sandalyeden

Reza Taheri
çeviren: m. bülent kılıç


 


(MORTEZA KATOUZIAN)

Geçtiğimiz günlerde,
Morteza Katuziyan'ın
Tahran'da Saadabad Sarayı'nın hemen yanıbaşında bulunan Güzel Sanatlar Müzesinde yer alan sergisini görme olanağım oldu.
Yandaki resmi çok çarpıcı buldum. Kadınların yüzlerindeki kaygılı ifade  insanı sahiden etkiliyor
.